cüneyt ülsever etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cüneyt ülsever etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2012 Cuma

DEVRİMCİ SANAT DA MUHAFAZAKAR SANAT DA SAFSATADIR

Eskiden de benzer bir zırva vardı: Devrimci Sanat!

Sanatçıların, topluma mesaj verme mecburiyeti olduğuna, bu mesajın da hali ile toplumu ileri taşıyacak “devrimci ruh” olduğuna iman ederdik!

***

Şimdi is yeni bir zırva çıktı. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen tarafından başlatılan “muhafazakar sanat ve estetiğin normlarını oluşturmalıyız” cümlesiyle ters yönden bir mugalata zuhur etti.

Hangi dalda olursa olsun, sanatın önüne onu ideolojik olarak paftalayan sıfat konamaz!

Roman yazan eser sahibinin kendisi komünist/sosyalist/İslamcı/milliyetçi v.b. olabilir. Eserinde meşrebine uygun temalar işleyebilir, hatta mesajlar verebilir.

Ama eserine katiyen “devrimci sanat”, “muhafazakar sanat” gibi tarifler eklenemez. Pekala, bir “devrimci” eski zamanları överek, ya da bazı değerleri muhafaza etmemizi savunarak sosyalist devrimi kutsayan bir eser verebilir.

***

Evet, Türkiye’de bir sıkıntı var. Sıkıntı muhafazakarlara ait.

2002’den beri siyasi iktidar ellerinde, %50 oy oranı ile millet arasında çoğunluk oldular, kendi medyalarını yarattılar, merkez medyayı devşirdiler, düdüğü çalmak için para artık onların cebinde ama hala saygın eser üreten muhafazakar kökenli sanatçı sayısı çok az.

“Ulusalcılar/sosyalistler” siyasette azınlıklar ama sanatta hala ezici çoğunluklar. Daha da ileri gideyim, yöneticilikten başlayın, mimariyi, mühendisliği, tıbbı, akademik dünyayı v.b. zorlayın; ülkenin insan sermayesi hala laik kökenli insanların uhdesinde.

2002’den beri iktidarda olan muhafazakarlar son 10 yıldır, bırakın önemli bir sanat eseri üretmeyi, kendi mutfaklarını bile kuramadılar. Onların da takıldığı lokantalar, “Osmanlı mutfağı” değil, Batı mutfağının uyduruk kopyaları. Bugüne dek gastronomide tek atılımları Paper Moon Lokantası’na mescit açtırma gayreti oldu.

“Yeni Osmanlıcılık” diye tutturup, nasıl Batı’nın tam emrinde dış politika yarattılarsa, Osmanlı mutfağını da Batı özentisi lokantaların mescidinde aradılar.

22 Mart 2012 Perşembe

MERKEZ SAĞ TOPLANABİLİR Mi

Ülkemizin siyasi arenada yaşadığı en garabet durum AKP’nin oylarının çoğunluğunu merkez-sağdan almasına rağmen uyguladığı politikaların merkez-sağ ile yakından uzaktan ilgisi olmamasıdır.

AKP, dünya dengelerini kendi çıkarları açısından çok güzel okuyan ve dünyada siyasi İslamcılığın önlenemez yükselişi karşısında kendisini başta ABD olmak üzere Batı’ya “katı İslamcılığa” karşı “yumuşak İslam” olarak takdim eden “neo-İslamcı” bir partidir.

Ancak, tüm pragmatik çabalarına rağmen başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, AKP’nin zihin haritasına hâkim olan bakış açısı yine de Milli-Görüş’tür!

Erdoğan; Milli-Görüşcü bir zihin altyapısını Batı’nın değerleri ile harmanlayarak katı İslamcı siyasete karşı dünyada bir “AKP olgusu” yaratmıştır.

Ana mönü hâlâ Milli-Görüş, ancak ana mönüye tat veren sos Batı değerleridir.

Erdoğan; Milli Görüş’ün “milli” ayağını kesmekte bir mahzur görmemiş, piyasa ekonomisi ve Batı sermayesi ile hiç çatışmamış ama insanoğluna gündelik hayatında şekil veren “hayat tarzı” açısından, tamamen İslami gelenek ile bezenen, “Muhafazakâr hayat tarzına” sıkı sıkıya bağlı kalmıştır. Muhafazakâr hayat tarzını gelecek nesiller için mutlak muzaffer kılmak amacı ile bugünlerde ülkenin zaten başarısı şüpheli “eğitim felsefesinin" temel taşları ile oynanmaktadır.