"Merhaba Sayın Ruhi Su,
Sizinle en son Selimiye Kışlası’nda karşılaştık. Aydınlar Dilekçesi soruşturmasında. Eşiniz Sıdıka Hanımın kolundaydınız. Hasta olduğunuz o kadar belliydi ki yanınıza gelemedim. Ayıp elbet. Ayıbımı açıklıyorum şimdi. Ama öncelikle sesinizin kısık olabileceğini düşündüm. Konser isteklerini hastalık gerekçesiyle geri çevirirken söylediğinizi:
“Tokat’ta Kıymet adında çok güzel bir kadın varmış. Yedi iklim dört köşeden onu görmeye gelirlermiş. Gün olmuş yaşlanmış. Kimselere görünmez olmuş. Ama hâlâ onu görmeye gelenler varmış. Sen bizim için dünya güzelisin, yüzünü göster demişler. Kıymet, beni nasıl biliyorsanız öyle kalayım aklınızda, demiş.”
Bundan sonrası yaklaşık bir yıl sonra sizi sonsuzluğa uğurlarken yaşandı. Eylül ayındaki cenazeniz 12 Eylül karşıtı ilk kitlesel gösteriydi. (Bu cümleye “sanki, gibiydi” sözcükleri eklenemez) Ölümünüzün tedavi için yurt dışına çıkışınızın engellenmesi yüzünden olduğunu biliyorduk.
Sevgili Ruhi Su,
Size Ruhi Ağabey, Ruhi Hoca ve benzeri içten seslenişlerde bulunmaya hiç cesaret edemedim. Sizin saygı uyandıran duruşunuz kadar bizim kuşağın tavrı da buna elvermedi. Oysa gece yarısı çalıştığınız kulüplerde söyleşmekten çekinmiyordum.(Boynunuzda sürekli bir fular vardı. Yani sesinizi koruma kaygınız. O sigara dumanı bol mekanlarda yaklaştığınız masanın sigara içilmeyen bir masa olduğunu gördükçe, sigaralarımızı söndürüyorduk.
